Giri
 
LDKL AHMED AA Yazdr E-posta

Lâdikli Ahmed Aa, Konya'da mehurdur. Gayb erenlerin­den bir zattr. Cenab- Hak kendisine Hzr aleyhisselâmla görüüp konuabilme nimetini ihsan etmitir.

Gyaben Selâmlardk

Ben kendisini ancak 1955'de Türkiye'ye yeniden ilk defa ge­lebildiim zaman ahsen görüp tanyabildim. Fakat daha önceki yllarda da, Ahmed Aa, Konya'dan Medine-i Münevvere'ye ge­lip gidenlerle, fakire selâmlar gönderirdi. Karlkl gyaben selâmlardk.

Selâmn emanet ettii kimselere öyle dermi: "Ali Ulvi Efendi'ye, Hafz Makinac Tahir Efendi'ye selâm söyleyin. Onlar oraya çok lâzm kimseler. Müslümanlarn iine hizmetine kouyorlar. Bunlar cemiyet adamlardr. Cemiyetin hizmetine koarlar. Vazifeleri kendilerine hastr..."

Böyle kendisiyle selâm gönderdii kimseler, merak edip bana, "Yahu sen Ahmed Aa'y gördün mü?" diye sorarlard. Hal­buki hiç görümemitik.

Ahmed Aa'y 1955'de ziyaret ettim. Hanmn bir mide ra­hatszl vard. 1950'de balamt. Devam ediyordu. Çaresi bu­lunamamt. stanbul'a vardmzda kaynbiraderim Hasan Sandkç Bey ile birlikte, ili civarnda muayenehanesi bulunan mehur mide mütehasss Ahmed Rasim'e gitmitik. O günün parasyla elli lira muayene ücreti ald ki, büyük parayd. Muaye-

neden sonra, kendisinin perhiz için matbu kâtlar varm, on­lar verdi. te patates halamas, yumurta halamas filân diye...

Konya'ya geldik, bir ay geçti, kadncaz perhiz ediyor, ilaç­lar alyor ama, rahatszlk devam ediyordu. Doktor Ali Kemal Belviranl Bey de bakyordu, fakat hastalk geçmiyordu. Ali Ke­mal Bey:

"Doktor Ahmed Rasim, bizim hocamz saylr. Onun tavsi­yeleri de fayda etmedi. Acaba iin asl nedir? Aabey gel seninle bir de Lâdikli Ahmed Aa'ya gidelim. Hem kendisini görürsün. Dua isteriz. Hem de Hzr aleyhisselâma sorsun bakalm, bu ha­kikaten mide midir, baka ey midir? Geçmeyen bir hastalk mdr? Allah muhafaza etsin, kanser manser bir ey midir?"

Hzr'la lk Tanma

Ben Lâdikli'nin Hzr'la konutuunu, öyle bir tecelliye mazhar olduunu iitmitim.

Kendisi, o iin nasl baladn öyle anlatrd:

"Ben arkada câhilim. Azizim kardeim ben câhilim, ümmî bir insanm. Askerde, Çanakkale savanda bulundum. Bir srtta yaralandm. Tedavi ettiler. Çok zayf dümütüm. Memleketime gideyim diye tebdîl-i hava için izin verdiler. Fakat ben Çanakka­le'den Lâdik'e nasl giderim? diye düünüp, dertli dertli oturu­yordum.

Bir zat geldi. Bana sordu:

"Nereye gitmek istiyorsun?"

"Tebdil-i hava verdiler. Fakat çok kan kaybetmiim. Hiç hâlim yok. Nasl gideceime ayorum. Annem var. Annemi çok özledim. O da beni bekler..." diye hâlimi anlattm.

Vakit gece vaktiydi. O zatn yannda bir at vard. Bana "Bin ata!" dedi. Bindirdi... Köye geldik.

"Bildin mi köyünü?" diye sordu.

"Evet bildim, buras bizim Lâdik." dedim.

"te evin orda, evini bul." diye beni brakt.

te o zamandan beri, öyle bir hâli Allah'm bana verdi. Yok­sa ben câhilim, ümmîyim, ilmim yok.

Ahmed Aa'nn böyle çok mütevaz bir hâli vard. Ba skld, bir mükili olduu zaman Hzr'a müracaat edebiliyor­mu.

Bu kendisine, Cenab- Hakk'n ilm-i ledünden verdii bir hâl olacak... Konya'da çok mehurdur. Konyallar çok hâllerini bilirler...

Bir Köylü Amca

O günlerde Konya'da fazla otomobil yok. Doktor Ali Kemal ve Nuri Beylerde filân motosiklet var da araba yok... smail To­patan isminde, atölyesi olan, makine mühendisi bir kardeimizin seyyaresi, otomobili var. Ali Kemal Bey dedi ki:

"Yenge, sen, ben, smail Bey, Lâdik'e Ahmed Aa'ya bir gi­delim, u hastal bir soralm..."

Lâdik, Konya'ya elli kilometre kadar. Kadnhan'na yakn. smail Bey, Allah raz olsun, arabasn tahsis etti, beraber gittik.

Vardk, Ahmed Aa'y bulduk, oturuyor. Bir köylü amca. Ziyaretçileri varm. Ali Kemal Bey:

"Ahmed Aa, size Hac Veyiszade Hocamn yeeni Ali Ul­vi aabeyi getirdim." deyince, Ahmed Aa:

"Yahu Ali Ulvi Efendi'yi bilirim, Medine'nin güllerinden-dir." diye bizi karlad, iltifat etti. Kahve getirdiler, içtik. Akam yemeine alkoymak isteyince, Ali Kemal Bey:

"Bu akam davetliyiz, yemek yaptlar, beklerler. Biz bir rica­ya geldik." dedi.

"Hayrdr inaallah?"

"Yengemiz rahatsz, hastalk epeydir devam ediyor. Endie­yi mucip midir, korkulacak bir hastalk mdr? Yoksa bildiimiz gastrit filân mdr? Aabeyimiz bu hususta çok rahatsz. Bir is­tiharede bulunsanz... Amcalarnn da selâm var."

Yarn Sabah Dokuzda

Ahmed Aa, amcam çok sever ve sayarm. Onun adn, selâmn duyunca, heyecanland:

"Hocamn da selâm var m? Hocamn selâmna selâmlar. Hocamn ellerinden öpeceksin. Vay hocam, vay benim aslan ho­cam vay!" dedi.

Hâlimizi böylece arz ettikten sonra, Konya'ya döneceimiz srada, Ahmed Aa, kemal-i sükunetle en tabiî bir eyi söyler gibi:

"Kardeim, inaallah ben görüürüm. Yarn sabah saat dokuz­da, Ali Kemal Beyin muayenehanesine haberi brakrm." dedi.

Konya elli kilometrelik yol, sabah dokuzda Ahmed Aa nasl, neyle gelecek?

O srada Köprüba'nda daymn evinde kalyorduk. Ben sa­bah saat on sularnda Ali Kemal Beye geldim. Doktor:

"Ahmed Aa, vaadettii gibi saat dokuzda geldi: Merak edi­lecek bir ey yok, ne cinle alâkas var, ne de kanser bilmem ne... Alelade bir mide rahatszldr. Merak etmesinler, zamanla geçe­cek. Bu hastalk kzma bir çile, bir imtihandr, korkmasnlar, de­di. Selâm söyledi... Ben gidiyorum, hocam göreceim, öleyi arkasnda klp, elini öpüp, Lâdik'e döneceim, dedi gitti..." di­ye haberi verdi.

mam-Hatip'li Torun

Ahmed Aa'nn bir hâlini de ben gözümle gördüm: 1969 yl - idi. Medine-i Münevvere'ye gelmiti. Fakiri çar­m. Kaldklar eve gittim. Dedi ki:

"Ali Ulvi Efendi kardeim, ben hoca olamadm, câhil kaldm. Fakat inaallah âlim olmasn dilediim bir torunum ye­tiiyor. Olumun olu. mam Hatip'te okuyor. Bana, dede bana u kitab getireceksin, dedi. Olum ben bilmem, fakat Ali Ulvi Efendi'ye söylerim o alr, dedim. te kitabn ad..."

Kâda baktm. Hidâye erhi Fethu'l-Kadîr. Sekiz ciltlik fkh kitab. Çocuk o yata belki o kitab okuyamaz, fakat ilim âk. Adn duymu, dedem getirir, demi... Ahmed Aa'y teb­rik ettim:

"Ahmed Aa, ben seni tebrik ederim." "Hayrdr inaallah?"

"Yahu, Hidâye erhi Fethu'l-Kadîr'i anlayacak bir torunun var da, baka ne istersin!" Alamaya balad:

"Bütün ümmet-i Muhammed'in torunlar böyle olsun." de­di; "Dualarmz kabul oldu; hay Ali Ulvi Efendi, hay kardeim! Bu mam-Hatipler için amcanzn çektikleri neydi? Biz dua ettik, o kotu. Ev ev kotu, harman harman kotu. Kendisine: Hocam bu dilencilikten ne zaman kurtulacaksnz, diyen densizler bile çkt. Hocam bütün bunlar sineye çekti... Amcanzn yeri dol-maz, Ali Ulvi Efendi... Benim böyle bir torunum olduu için tebrik ettiin gibi, ben de seni öyle bir dedenin, amcann, ba­bann olu olduun için tebrik ederim..."

Rical-i Gayb

Ahmed Aa ile ite bu görümeden sonra kendisini sabah kahvaltsna davet etmitim. Geldi. Kahvalt ettik. Baz Kon­yallar da vard. Kahvaltdan sonra, ben bir abdest tazeleyeyim, dedi; abdest ald:

"Harem-i erifte baz Pakistanllara sözüm var, onlarla görüeceim. Bana Harem-i erifi gösteriver, kendim giderim."

dedi.

Evden çktk. Eski Dârüleytam vard, onun yanna geldik. Harem-i erif göründü; aramzda elli metre var.

"te geldik Ahmed Aa." dedim.

"Allah raz olsun." dedi.

Ahmed Aa Harem-i erife doru yürüdü, kalabala girdi kayboldu. Dikkatle baktm, baktm göremedim.

"Rical-i Gayb'dan birini gördün mü?" deseler;

"Gördüm." desem; yalanc olmam.

Ahmed Aa, Türkçeden baka dil bilmez. Pakistanllarla nasl görüecek?

Demek kimlerle görüeceini, bizim görmemiz uygun de­ilmi ki, kayboldu gitti.

limsiz Olmaz

Ahmed Aa'nn çok ho, çok mütevaz bir hâli vard. Bu hâli insanlara kendisini sevdirirdi. Durmadan:

"Kardeim, ben câhilim, ben ümmîyim" der, kendisinde bir varlk görmez; "Bu, Allah'n bana verdii bir in'am, bir ihsandr. Benim peimden gidilmez. Ben bir cemaatin önüne düüp imam olamam." diye konuurdu.

Amcama, ilmi ve hizmetleri dolaysyla çok hürmet gösterir:

"Bizler oturduumuz yerden dua ettik; amcanz kotu. Çok emei var. Fedakârdr. man kalesini o müdafaa etti. Küfür kale­sini o fethetti. Fethedecek cihad ordusunu o hazrlad." der, çok teveccüh gösterirdi.

Medine-i Münevvere'deki görümemizde, torununun istedi­i kitab ald. Büyük de bir para verdi. Ahmed Aa'daki bu ilim akn görünce, ona olan hürmetim daha da artt.

Kendisi ehlullahtan arif bir zât idi.

"Bu i ilimle, kale yekûlü ile olmaz! Bu i hâl iidir, ilim de­il!" de diyebilirdi. Ama öyle demedi. Ben:

"Ne mutlu ilim â bir torunun var." deyince,

"Evet, Ali Ulvi Efendi, Rabbim dualarm kabul etti. u nes­limden bir âlim yetise, derdim. Bu memleket ilimle kurtulacak yavrum, ilimle kurtulacak. Alimsiz olmaz, ilimsiz olmaz..." diye cevap vermiti... Allah rahmet eylesin.

(Üstad Ali Ulvi KURUCU nun hatralar 3.cilt 199.sayfa M.Erturul DÜZDA)

 
< nceki   Sonraki >