Giriþ
 
MERHAMET Yazdýr E-posta

Þefik CAN anlatýyor:

Ýlk görüþmemizde Ahmet Aða ayný Yunus gibi çok güzel þiirler okudu, adeta kendinden geçti. Ben edebiyat hocalýðý yaptýðým için þaþýrdým bu coþkunluk karþýsýnda. Daha sonraki zamanlarda tek baþýma onu ziyarete gitmeye baþladým. Bir defasýnda yalnýzca ikimizin bulunduðu ortamda ona,

-Ahmet Aða, sen bu hali nasýl elde ettin, dedim.

Ahmet Aða,
- Bende bir hal yok, ben ümmi bir çobaným, dedi. Kendisine,

-Ama zaman zaman siz, göreve çaðýrýyorlar diyorsunuz, çýkýp gidiyorsunuz, sizi göremiyoruz deyince, anlatmak zorunda kaldý:

“Seferberlik zamanýnda Gazze’de savaþýyorduk. Düþman bizi muhasara altýna aldý. Bir hafta boyunca ne su, ne yiyecek bulabildik. Daha sonra yardým ulaþtý, kazanlar kaynamaya baþladý. Yemek daðýttýlar bize. Bir ekmeðin içine tahin koymuþlardý. Ben, ekmeði ýsýrdým, bir lokma aðzýma aldým. O sýrada karþýmda, bir deri bir kemik kalmýþ bir köpek gözlerini bana dikmiþ bakýyordu. Biraz ekmek bölüp ona attým. Yanýmdakiler: ‘’ Ahmet delilik etme, ye yemeðini’’ diyorlardý. Ancak benim gönlüm bu hale elvermedi. Bir lokma kendim yedim, bir lokma köpeðe verdim. Gece uykuya dalýnca Peygamber Efendimiz (s.a.v.) teþrif ettiler, sýrtýmý sývazlayýp: “Ahmet! Evladým, ben seni sevdim.” buyurdular. Daha sonra uyandýðýmda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karþý büyük bir aþk baþladý içimde. O günden beri bu haldeyim.”

 
Sonraki >