Giriþ
 
Ladikli Hacý Ahmet Efendi Yazdýr E-posta

LÂDÝKLÝ HACI AHMED EFENDÝ 

(Rahmetullahi Aleyh)



"Onlar Görüldükleri Zaman Allâh Hatýrlanýr”  

   Rasülullâh Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimize, "Allâh'ýn velileri kimlerdir?" diye sorulduðunda böyle cevap vermiþlerdi. Siz onlara isterseniz Gülistan-ý Muhammedînin gülleri, goncalarý deyin; dilerseniz onlarý Muhammedî semanýn yýldýzlarý olarak kabul edin; ya da âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan güneþinin pervaneleri sayýn... Ne derseniz deyin, nasýl kabul ederseniz edin; onlar Allâh dostlarý... Onlar Allâh'ýn velî kullarý... Onlar gönül sultanlarý ve onlar kalplerin casuslarý...

Kur'an-ý Kerim onlar için þunlarý söyler:"Bilesiniz ki Allâh'ýn dostlarýna korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar iman edip de takvaya ermiþ olanlardýr. Dünya hayatýnda da ahirette de onlara müjde vardýr. Allâh'ýn sözlerinde asla deðiþme yoktur, iþte bu, büyük kurtuluþun kendisidir".  Ayet-i Kerîme, velîlerin, iman ve takva sahipleri olan kimseler olduðuna iþaret ediyor. Demek ki her mümin velîdir. Her iman ve takva sahibi seçkin insandýr ve Allâh'ýn sevgili kuludur. Ancak, unutmamalýdýr ki, veliler de birbirlerinden farklýdýrlar ve aralarýnda mertebe ayrýlýklarý vardýr.Öz bir anlatýmla velayeti iki kýsma ayýrabiliriz:Velayeti âmme: Noksansýz bir imandan sonra, Allâhü Teâlâ'nýn emirlerine ittiba, nehiylerinden sakýnmakla elde edilen, her hâlde Hak rýzasýnýn gözetildiði  mertebe.Velayeti hâssa: Kur'an-ý Kerim ve Rasülüllâh Sallallâhü Aleyhi ve Selleme fütursuz ittiba ile birlikte, nafile ibadetlere devamla elde edilen, Allâhü Teâlâ'nýn özel sevgisine mazhariyet neticesinde, O yüce Zât'ýn sýfatlarý ile muttasýf olunmakla eriþilen istisnaî mertebe.

Bir baþka ifade ile hadis-i kudsîde anlatýlan: "...Ve kulum nafilelerle bana yaklaþa yaklaþa o hâle gelir ki ben onu  severim. Ben de, onu sevdim mi, onun iþiten kulaðý olurum; gören gözü olurum; tuttuðu eli olurum; yürüdüðü ayaðý olurum; anlayan kalbi; söyleyen dili olurum. O kulum benden bir þey isterse muhakkak veririm; bana bir þeyden sýðýnýrsa mutlaka korurum ..." ulvî mertebenin tecelli etmesidir.Velayeti âmmede bütün müminler müþterek ve müsavi iseler de, velayet-i  hâssa mertebesi özel bir mertebe, hususi bir hâl, ayrý bir makamdýr. Bu hâlin sahibi kullarýn özel hâlleri, kendileri ile Allâh arasýndadýr.Ýþte Lâdikli Hacý Ahmed Efendi Üstadýmýz, bu özel mertebeye eriþmiþ,  seçkin insanlardan biridir.

 Âþýklar Sultaný Mevlâna’mýz, Cenabý Muhammed Mustafa Sallallâhü  Aleyhi ve Sellem Efendimizden bahsedebilmek için "Feleklerin geniþliðinde bir aðýz isterim ki, meleklerin bile gýpta ettiði O yüce Peygamberden bahsedeyim" diyerek, Cenab-ý Hakk'tan liyakat ilticasýnda bulunur. Ben de Rabbimizden ayný duâ ile salahiyet ve güç iltica ediyorum ki, Lâdikli Hacý Ahmet Efendi Üstadýmýzdan bahsedeyim.Çünkü onlar eriþilmesi çok zor þahikalar, ihatasý imkânsýz ufuklar, anlaþýlmasý ve anlatýlmasý çok güç esrar hazineleridir. Eriþtikleri makam, vâkýf olduklarý esrar, sahip olduklarý hâller onlarý böyle kýlmýþtýr. Nasýl güneþe bakan gözler kamaþýr da, onu hakkýyla görmekten âciz kalýrsa, mânâ âleminin erlerinin hakikatine ermek de öylece insaný âciz býrakýr.Þimdi biz, sayýlý satýrlar, sýnýrlý sabiteler içerisinde bir Allâh dostundan bahsetmeye, Lâdikli Hacý Ahmet Efendi üstadýmýzý anlatmaya çalýþacaðýz. Tabir yerinde olursa, bir deryayý bir damlaya sýðdýrmaya gayret edeceðiz. Olacak þey deðil... Lâkin baþka da çare yok. 

  Lâdikli Hacý Ahmed Efendimiz, kendisinden bahseden kaynaklara göre  1304 (1888) yýlýnda, Mevlâna diyarý Konya'mýzýn þirin kasabasý Lâdik'te dünyayý teþrif etmiþtir. Babasý, Lâdik eþrafýndan Mehmed Efendi’dir.1897 Seferberliðine iki aðabeyi ile birlikte katýlan üstad, yýllarca cephelerde kalýr. Balkanlarda cereyan eden harplerin hemen hepsinde, I. Cihan Harbinde, Ýstiklal Harbinde kahramanca, yiðitçe düþmana karþý koyar. Bir aðabeyini Kýrkgaziler'de þehid verir.Yýllarca Batý cephelerinde koþturarak üstada gazilik þerefini bahþeden kader, bu defa bir baþka þeref, bir baþka ikram için onu Güney-Doðuya, Orta-Doðuya sevkeder.Meþhur Kanal Harekâtý... Aðlayan Filistin'in mahzun Gazze þehri civarý...

  Üstadýn da aralarýnda bulunduðu birlik, kahpe Ýngiliz’in pususuna düþer ve yiðitlerimizin hemen hemen tamamý þehid olur. Hacý Ahmed Efendimiz çok az  kalan yaralýlarýn arasýndadýr. Ne kalkmaya, ne de üç günlük mesafedeki  karargâhýna ulaþmaya imkâný vardýr. Hattâ zayi edilen kan, dili damaðý kurutan susuzluktan dolayý üzerinde yatan þehid arkadaþlarýný kaldýrmaya bile mecali  yoktur. Sabahýn serinliðinde çölde yaðan kýraðýdan azýcýk kendine gelir, gözü açýlýr. Sonrasýný dostlarýna hep þöyle anlatýrdý:"Valla gardaþým! Ben böyle hâlsiz, mecalsiz yattýðým yerde þehadet þerbetini içmeyi beklerken, karþýdan beyaz bir atýn üstünde bir zât çýkageldi. Çok  korktum doðrusu... Bana yaklaþtý ve dedi ki:—Esselâmü Aleyküm! Ahmed ne oldu, yaralandýn mý? Kalk bakalým da  yanýma gel...Doðrudan selam verip adýmý söyleyince korkum kalmadý, baþýmý kaldýrdým baktým, bembeyaz bir atýn üstünde nur gibi, güneþ gibi bir zât.—Kalkmaya mecalim yok, yaralýyým, dedim.Attan indi yanýma geldi. Üzerimdeki þehid arkadaþlarýmý birer birer  üzerimden aldý. Beni tutup kaldýrdý. Susuzluktan yanýyordum.—Ahmed, su vereyim mi? dedi ve su dolu bir matara verdi bana. O bembeyaz atýn üzerinde gelip, ab-ý hayat misali suyundan Ahmed Efendi Amcamýzýn canýna can katan o güneþ misali nurani zât, HIZIR Aleyhisselâm'dýr.Üstadlar üstadý O büyük zat, Ahmed Efendi Üstadýmýzý yerinden kaldýrýr, Önce suya  kandýrýr, sonra mübarek elleri ile meshederek yaralarýný tedavi eder. Hazreti atýna alýp karargâhýnýn yanýna kadar getirir. Bir deðneðe kýrmýzý bir bez baðlayýp nöbetçi askere iþaret verir. Ayrýlýrken:

—Askerler sana inanmayabilirler, ‘siz beni nöbetçi subaya götürün’ de, hadiseyi ona anlat ve selâmýmý söyle... Memlekete döndüðün zaman bazý deðiþik hâllerle karþýlaþacaksýn, endiþelenme, beni bekle!, der ve ayrýlýr.Sonra Lâdik'te geçen nurlu nice yýl... Kalýbýyla halkýn arasýnda, halkýn içinde, onlardan biri... Ama kalbiyle hep Allâh ile beraber... Bir büyük insan, bir Hak dostu, bir peygamber âþýðý, bir velî...Yýllarca kerametlerini hemen hemen bütün Konyalýnýn gördüðü, sevdiði saydýðý, elini öptüðü, duâsýný ganimet bildiði bir büyük.Yurdun dört bir yanýndan gelen ziyaretçilerin himmetini rica ettiði bir Allâh eri.Manevi üstadý Hýzýr Aleyhisselâm ile birlikte, dünyanýn dört bir yanýnda manevi hizmetlere katýlmýþ, Ümmet-i Muhammed’e yardým etmiþ, darda kalanlarýn yardýmýna koþmuþ, sýkýntýda olanlarýn elinden tutmuþ, himmet diye istimdatta bulunanlarýn

 -Allâh'ýn izni ile- imdadýna yetiþmiþ...Birçok harikulade hâlini yýllarca dostluklarý olan bizzat babamdan dinlemiþimdir. Kýþ ortasýnda, Endenozya’dan aldým dediði, çubuðundan yeni kopmuþ üzümü dostlarý ile beraber yediklerini; Âdem Aleyhisselâm’ýn yer yüzüne indirildiði zaman secdeye kapanarak aðladýðý yerde kaynayan pýnarýn suyundan rica edip, Ahmed Efendimize tâ Hindistan’dan getirtip dostlarý ile  beraber içtiklerini, hep duymuþumdur.—Ne olur Ahmed Aða, bizi þefaatten unutma diye rica eden babama:

—Valla hocam! Rabbim imkân verirse dostlara bir mendil sallayacaðýz, buyurmuþlar.O mendilde olsun gözünüz... Zira o mendil, sevenlerin ve icabet edenlerin Hamd Sancaðý’nýn altýna götürür...Duâ ricasý ile... Allâh'a emanet olunuz...                                                                                               

Dr. Abdurrahman BÜYÜKKÖRÜKÇÜ 

 

(Bu yazý Meram belediyesinin çýkardýðý bir dergide ve buradan alýntý yapýlarak da Nail Bülbül tarafýndan Merhaba gazetesinde yayýnlanmýþtýr.)

 
< Önceki   Sonraki >